PoziTİVİzm nediR


PEKİ, İNSAN VE TOPLUM SÖZ KONUSU OLDUĞU ZAMAN DURUM NEDİR?



Yüklə 153,18 Kb.
səhifə5/6
tarix01.11.2017
ölçüsü153,18 Kb.
#7877
1   2   3   4   5   6

PEKİ, İNSAN VE TOPLUM SÖZ KONUSU OLDUĞU ZAMAN DURUM NEDİR?..

Şöyle soralım: Madem ki günlük olayların akışı içinde, mekanik makroskobik dünyada klasik fizik-bilim halâ geçerlidir, yani bu alanda olayları ve nesneleri halâ objektif mutlak gerçeklikler olarak ele alarak (tabi yaklaşık değerler olarak!) işimize yarayan sonuçlar elde edebiliyoruz, peki, insan ve toplum söz konusu olduğu zaman durum nedir, burada da gene aynı mantık geçerli midir; yani, klasik fiziğin-bilimin geçerliği için koyduğumuz o “mekanik makroskobik dünyanın sınırları” insanı ve toplumu da içine alıyor mu; insan ve toplum söz konusu olduğu zaman da klasik bilimin varoluş anlayışını, ve de pozitivizmi-onun toplum mühendisliği anlayışını halâ “işe yarayan araçlar” olarak kullanabilir miyiz?


Hayır kullanamayız! Mekanik-makroskobik dünyanın doğal sistemleri için (interaktif anlamda belirli bir benliği olmayan “cansız” varlıkları kastediyoruz) geçerli olan yukardaki faydacı mantık, insan ve toplum söz konusu olduğu zaman tamamen geçerliğini kaybeder. Neden mi?
İnsan”, “insan” diyoruz hep, nedir o “insan” dediğimiz şey, basit bir moleküller yığını mıdır? “Hayır” mı diyorsunuz, nedir o halde insanın varlığını temsil eden şey-instanz? Almancada “selbst” İngilizcede “self” Türkçede de bizim “nefs” ya da “benlik-kimlik” diye tanımladığımız nöronal bir etkinlik değil midir bu son tahlilde? Yani, adına insan dediğimiz gerçeklik, son tahlilde, nöronal ağlarda gerçekleşen ve her an değişen bir “aksiyon potansiyeliyle” -elektriksel bir sinyalle- temsil edilen bir etkinlik-instanz değil midir! Peki nasıl oluşuyor bu nöronal ağlar ve bu ağlarda ortaya çıkan aksiyon potansiyelleri?
“Nöronal ağlar”, hafızamızda kayıt altında tuttuğumuz informasyonları temsil eden sinapslardan oluşuyor. Çevreden gelen informasyonları değerlendirip işleyerek -yani öğrenerek- ürettiğimiz her bilgi beynimizde sinaps adı verilen kendine özgü nöronal yapılarla temsil ediliyorlar. İşte bizim, benlik adını verdiğimiz kimliğimizi oluşturan nöronal ağlar bu şekilde ortaya çıkıyorlar. Yani, son tahlilde, bir informasyon işleme sistemi olan beynimizin ürettiği ve daha sonra da kayıt altına aldığı bilgileri temsil eden yapılardır bunlar. Ne kadar çok şey öğrenmişsek, öğrenilen her bilgiye denk düşen bir sinaps ve buna göre biraz daha karmaşık hale gelen bir nöronal ağ sistemi oluşuyor beynimizde. Belirli bir anda gelen bir informasyonu değerlendirirken de her seferinde bu ağlardan gerekli olanlar aktif hale geliyorlar. Gelen informasyon nedir, ne değildir, buna karşı cevabımız ne olacaktır, bütün bunlar bu ağlarda oluşan elektriksel akımlarla-aksiyon potansiyelleriyle-değerlendiriliyorlar. Ve sonunda da “bir karara varıyoruz” ve diyoruz ki, “aaa, bak tamam şöyle”, ya da “böyle”, “evet” , ya da “hayır”! Peki ne demek bütün bunlar, kim veriyor bu cevapları, ya da, meydana gelen bu cevaplar kimi neyi temsil ediyorlar? Sizi! Çünkü, o cevapla birlikte aynı anda siz kendinizi-kendi benliğinizi de yeniden üretmiş oluyorsunuz!. Yani öyle “objektif mutlak bir gerçeklik” olarak bir Ahmet, ya da Mehmet yoktur ortada!. Çevreyle etkileşme içinde, çevreden gelen informasyonları değerlendirip işleyerek bir sonuç ürettiğiniz an, bir aksiyonpotansiyeli olarak kendi benliğinizi-kendinizi de yeniden üretmiş oluyorsunuz! Aynı şekilde, öğrendiğiniz her yeni bilgiyle birlikte beyninizdeki nöronal ağlara yeni bir bağlantı-sinaps-daha ilave edileceğinden, o andan itibaren siz artık daha önceki siz olmaktan çıkmış, kendinizi de yeniden üretmiş oluyorsunuz.
Ama bakın, kendinizi yeniden üretmiş oluyorsunuz derken bunu doğru anlamak lazım! Benlik kendi kendini tek başına yeniden üretmiyor!! Çevreyle birlikte yapıyor o bu işi. Çevre sizi etkiliyor, siz de onun etkisini değerlendirip yeni bilgiler üretirken kendinizi de yeniden üretmiş oluyorsunuz. Hani nerde burda “kendinde şey” “objektif mutlak gerçeklik”! Siz, her an, yaşamı devam ettirme mücadelesi içinde çevreyle etkileşerek kendini yeniden yaratan-yaratılan İZAFİ OBJEKTİF bir gerçeksiniz. Olay bu kadar basittir! Bu nedenle, günlük hayatımızı kuşatan mekanik makroskobik doğal -yani cansız- sistemler için geçerli olan sınırlar, insan ve toplum söz konusu olunca geçerliğini kaybeder. Bu alanda geçerli olan, kuantum fiziğini de içine alan evrensel sistem yasalarıdır. Yani, hiç heveslenmesinler, toplum mühendisi pozitivistlere ekmek yok bu alanda!..
Burada hemen kızımla aramızda geçen bir diyaloğu aktarmak istiyorum size: Elif şimdi Amerika’da doktora yapıyor. Aramızda bu diyaloğun geçtiği zamandan bu yana da on seneye yakın oldu galiba. Elif o zamanlar Almanya’da Osnabrück şehrinde üniversitede Cognitive Science -Bilişsel Bilim- okuyordu. Bir hafta sonu, ya da okul tatiliydi, bizim yanımıza eve gelmişti ve bu konuları tartışıyorduk onunla. Birden bana dedi ki, “ne yani baba, ben şimdi Osnabrück’te olduğum zaman yok mu oluyorum senin için”! Hani o Einstein’ın, “Paris şehri sizden bağımsız objektif-mutlak bir gerçekliktir, siz orada olsanız da olmasanız da o sizden bağımsız bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmektedir” sözü vardı ya, ona benzer bir soruydu bu da! Madem ki herşey ilişki-etkileşme içinde karşılıklı olarak biribirini yaratarak varoluyordu, bu anlamda şeyler izafi gerçekliklerdi. “O halde” diyordu Elif, “Osnabrück’teyken benim sana göre yok olmam gerekir”, “ama ben “gerçekte” varolmaya devam ediyorum”!..
Ben de ona bir insanın varolmasının ne anlama geldiğinden başlayarak şöyle cevap vermiştim: Madem ki insan bir moleküller yığını değildir, ve bir insan için varolmak demek belirli bir self’e yada selbst’e -benliğe- sahip olarak gerçekleşmek demektir, sen Osnabrück’teyken aramızda objektif bir ilişki olmadığı için bu durumda sen benim için (tabi ben de senin için) sadece potansiyel bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmüş oluyorsun. Bu durumda ben senin varlığını ancak beynimde sana ilişkin olarak daha önceden oluşan sinapslarla-sanal düzeyde algılayabiliyorum. Arada objektif bir etkileşme olmadığı için bu durumda biz seninle biribirimiz için potansiyel gerçeklik durumunda oluyoruz. Bu nedenle, ayrı şehirlerde iken, yani aramızda bir etkileşme-ilişki yok iken, sen ve ben kendi çevrelerimiz içinde gerçekleşen ilişkilere göre bir anlama sahip olan izafi-objektif benliklere –self/selbst- sahip olarak gerçekleşiyoruz. Ama örneğin, telefonla konuştuğumuz an, ya da sen buraya geldiğin an durum değişiyor. Arada başlayan o etkileşmedir ki, anında bizi biribirimize göre gene izafi-objektif gerçeklikler haline dönüştürüyor. Burada belirleyici olan varlığımızı-kimliğimizi belirleyen nöronal ağlardır. Seninle, telefonla bile olsa konuşmaya başladığımız an, aramızda gerçekleşen informasyon akışıdır ki, bu ağları etkileyerek onları biribirimize göre izafi-objektif gerçeklik haline dönüştürüyor; işte o an bizim biribirimizi objektif gerçeklikler olarak yarattığımız andır..
Paris şehri de öyle. Biz orada yokken de “var” o gene!!. Ama onun bu varlığı o an onun içinde bulunduğu ilişkilerin-etkileşimlerin sonucu. Bizimle ilişkileri içinde düşünüldüğü zaman onun o anki varlığı bizim için potansiyel bir gerçeklik. Ne zaman ki biz Paris’e ulaşırız ve oradaki etkileşmelere dahil oluruz, ancak o zaman biz de Paris’in objektif bir gerçeklik olarak oluşmasına katkıda bulunmuş oluruz. Görüldüğü gibi, “objektif gerçeklik” kavramı mutlak değil izafi bir kavramdır. Tek bir insanın oradaki etkileşmelere dahil olması Paris gibi büyük bir kentin objektif varlığını ne kadar etkiler, bu ayrı bir konudur. Elbette ki, pratikte bunu hesaba katmayacağımız için, “Paris bizden bağımsız bir şekilde varolan objektif bir gerçekliktir" der çıkarız işin içinden, ama bu işin özünü değiştirmiyor..

Yüklə 153,18 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə