Flsf (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2011 Bahar, sayı: 11, s. 41-52



Yüklə 92,43 Kb.
Pdf görüntüsü
tarix05.12.2017
ölçüsü92,43 Kb.
#14134


FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2011 Bahar, sayı: 11, s. 41-52. 

ISSN 1306-9535, www.flsfdergisi.com 

 

 



ATEİZM Mİ AGNOSTİSİZM Mİ?  

BERTRAND RUSSELL’IN TERCİHİ 

 

Tamer YILDIRIM



 

 



 

 

ABSTRACT 

In this article, I am going to discuss definition of agnosticism. In 

generally agnosticism is the belief that man cannot know whether or not 

God exists. The great British philosopher and mathematician Bertrand 

Russell’s (1872–1970)  approach to religion will be evaluated in the 

context of his works. And in this article it will be tried to exposed that 

Russell is not an atheist,but only  an agnostic. 

Keywords: Atheism, Agnosticism, Bertrand Russell, Logical 

Atomism, Scepticism. 

 

 

(Ateism or Agnosticism?: Bertrand Russell’s Preference) 

 

ÖZET 

Bu makalede agnostisizmin tanımı tartışılacaktır. Genelde 

agnostikler, insanın Tanrı’nın var olup olmadığını bilemeyeceğine inanır. 

Bu anlamda İngiliz filozof ve matematikçi Bertrand Russell’ın (1872–

1970) eserlerinden hareketle onun dine yaklaşım tarzı ele alınacak ve 

Russell’ın bir ateist değil daha ziyade bir agnostik olduğu gösterilecektir.  

Anahtar Kelimeler: Ateizm, Agnostisizm, Bertrand Russell, 

Mantıkçı Atomculuk, Şüphecilik. 

 

 

 



 

 

 



                                                 

 Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi 




Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

42

Çağdaş felsefede özellikle mantık ve matematik alanında önemli 

çalışmalara imza atan Bertrand Russell’ın (1872–1970) 21. yüzyıl 

düşüncesine farklı boyutlarda oldukça güçlü etkileri olmuştur. Çağdaş 

dönemde yaşamasına ve yazdığı eserlerle pek çok konuya açıklık 

getirmesine rağmen Russell’ın dini düşünce açısından ateist veya agnostik 

(bilinemezci)  şeklinde iki farklı kavram veya dine yaklaşım tarzıyla 

nitelendirildiğini görmekteyiz. Bunların birbirleriyle birebir örtüştüğünü 

söyleyemeyeceğimiz için Russell’ın hangi kategori içerisinde yer 

alacağının belirlenmesi gerekir. Konunun çözümlenmesinde önce 

agnostisizmin tanımına, devamında ise Russell’ın düşünsel gelişimi veya 

daha doğru ifadeyle savunuculuğunu yaptığı felsefi akımlara değinmek 

faydalı olacaktır.  

Agnostisizm farklı şekillerde tanımlanıp çeşitli kısımlara ayrılsa da, 

hatta bu görüşlerin bazıları ateistlerce kabul edilebileceği gibi teistlerce 

kabul edilebilir şekilde ifade edilse de, biz burada agnostisizmi ana 

hatlarıyla ele alıp değerlendireceğiz.

1

 Agnostisizm, bilginin ancak 



zihnimizin oluşturduğu güvenebileceğimiz konularla sınırlı kaldığını öne 

süren, dolayısıyla da mutlak varlık, Tanrı varlığının özü, temeli, anlamı 

gibi fizik ötesi konuları bilemeyeceğimizi savunan, bu anlamda Tanrı’nın 

bizden çok farklı olduğunu, bu nedenle de onun hakkında akledilebilir 

hiçbir şey söyleyemeyeceğimizi ifade eden, kısaca Tanrı’nın varlığı ya da 

yokluğunu bilemeyeceğimizi öne süren öğretiye denir.

2

 Bu öğretiye göre, 



ne teizmin iddia ettiği gibi Tanrı’nın varlığını ne de ateizmin iddia ettiği 

gibi Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamaya gerek/imkân vardır.

3

  

                                                 



1

 Daniel J. Hill and Randal D. Rauser, “Agnosticism”, Christian Philosophy A-



Z, Edinburgh 2006, s. 6, ayrıca bkz. The Unknown God: Agnostic Essays

Anthony Kenny, London 2004. özellikle bkz. “Metaphor, Anology and 

Agnostisizm”, s. 34–45. Günümüzde Rudolf Otto, Thomas McPherson gibi 

çağdaş düşünürler kendilerini dini agnostisizm içinde görmüşlerdir. Dini 

agnostisizm için bkz. Aydın Topaloğlu,  Tanrıtanımazlığın Felsefi Boyutları 

Teizm Ya da Ateizm,  İstanbul 2001, s. 137–138. Agnostiklerin bazıları da din 

karşıtı agnostikler olarak adlandırılır. Din karşıtı agnostikler için bkz. Thomas 

Mepherson, Philosophy and Religious Belief, London 1974, s. 22–23. 

2

 Zeki Özcan, “Özel Sözlük, Agnostisizm maddesi”, (Frédérick Ferré, Din 



Dilinin Anlamı: Modern Mantık ve İman, Çev. Zeki Özcan, Bursa, 1999, içinde) 

s. 219. 


3

 Agnostik ateiste benzemez çünkü ateist Tanrı’nın olmadığını kabul eder, bir 

teist de Tanrı’nın olduğunu. Bundan dolayı teist teizmi kabul ederken ateist onu 

inkâr eder, agnostikte bu önermenin doğru olup olmadığına dair herhangi bir 




 Tamer 

YILDIRIM 

 

43 

Tarihsel olarak baktığımızda agnostisizm terimi, ilkin, İngiliz 

düşünürü Thomas Huxley (1825–1895) tarafından Yunanca “bilinemez” 

anlamına gelen a gnostos sözcüğünden türetilerek kendi öğretisini 

adlandırmak için kullanılmışsa da, terim, daha sonra, geriye doğru 

götürülerek bütün bilinemezci öğretileri kapsamıştır. Bu terimin İlk 

biçimleri, Antikçağ sofistlerinde görülür.

4

 Antikçağın ünlü sofisti 



Protogoras’ın “İnsan, bilebileceği tek şey olan kendisiyle yetinmelidir, 

duyularla algılanmamaları, insan hayatının kısa oluşu gibi sebeplerden 

dolayı Tanrılar hakkında bilgi edinemeyiz” sözleri ilkçağda agnostisizmin 

içeriğini belirtmesi açısından önemlidir. Yani duyumcu olan antikçağ 

Yunan sofistlerine göre bilgi, duyuların sonucudur, duyularımızla elde 

ettiğimizin dışında başkaca hiç bir bilgiye erişemeyiz. Her kişinin duyusu 

kendine göre olduğundan her kişinin bilgisi de zorunlu olarak kendine 

göre olacaktır; herkes için geçerli bir bilgi olamaz. İnsan, kendisi için 

bilinebilecek tek şeyle, kendisiyle yetinmelidir. Bundan hareketle modern 

agnostisizmin kaynaklarının  şüpheci pre-sokratik filozoflar veya 

Helenistik Akademinin filozofları tarafından ortaya konulduğunu 

söyleyebiliriz.

5

 Fakat çağdaş din felsefesinde agnostisizm Tanrı ve onunla 



alakalı gözlemlenemeyen her şeyi kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 

Genel olarak bakıldığında ise agnostisizm, bilimin denetiminden 

yoksun insan düşüncesinin düştüğü yanılgılara bir tepki olarak ortaya 

çıktığı ifade edilirken, çağdaş dönemde felsefenin metafiziklere ve 

fideizme meydan okuması olarak değerlendirilmiştir.

6

 Günümüzde ise dini 



tasfiye etmiş olduklarına inanılan pozitivist bilimcilik gibi felsefi 

kuramların çözülüşlerine tanık olsak da, 20. yüzyılın başlarından itibaren 

bilim anlayışındaki farklılıklar ve değerlendirmeler çağın şekillenmesinde 

ve felsefi anlayışın yerleşmesinde oldukça etkili olmuştur. Bu noktada 

Russell’ın etkisi de çok açık bir şekilde kendini göstermiştir. 1929 yılında 

açıklanan “Bilimsel Dünya Görüşü: Viyana Çevresi” başlıklı programda 

açıkça amaçlarının tek bir bilimin, yani insanlığın edinebileceği tüm 

                                                                                                             

görüşe sahip olmayarak bunu kısıtlar. Alvin Plantinga, “Agnosticism”, ed. 

Jonathan Dancy, Emest Sosa, A Companion to Epistemology, Malden 2006,  s. 

10. 

4

 Hüsamettin Erdem, Bazı Felsefe Problemleri, Konya, 2009, s. 228–29. 



5

 James Kelenberger, “İmanın Üç Modeli”, der. Temel Yeşilyurt, Dinin Bilginin 



İmkânı, İstanbul 2003, s. 226–227. 

6

 Gerald Benedict, “Agnosticism”, The Watkins Dictonary of Religions and 



Secular Faiths, London 2008, s. 9–10. 


Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

44

bilgileri; fizik ve psikoloji, doğa bilimleri ve edebiyat, felsefe ve özel 

bilimler gibi birbirinden tamamen ayrı disiplinlere ayırmaksızın içinde 

toplayan bir bilimin yaratılması olduğu, bu amaca ulaşmanın G. Peano, G. 

Frege, A. N. Whitehead ve Russell’in geliştirmiş oldukları mantıksal 

çözümleme yönteminin kullanılmasıyla olacağını, bu yöntemin de, bilimi 

metafizik sorunlardan ve anlamsız önermelerden arındırmak ve aynı 

zamanda, doğrudan gözlemlenebilir içeriklerini; yani ‘verilmiş olanı’ 

göstermek yoluyla deneysel bilimin anlamını, kavramlarını ve 

önermelerini açıklığa kavuşturmak olduğu belirtilmiştir.

7

 Fakat bu noktada 



bilimsel araştırmalardaki yöntem ve çıkarsamaları dini araştırmalara 

uygulamak çok da uyumlu ve mümkün olmayacaktır. Farklı bir yolu 

öneren Rodney Stark ise “dinin sadece insanla ilişkili boyutunu biliyor 

olmamız, dinin salt bir yanılsama olduğu ve Tanrıların ‘umulanın 

tatmini’nden doğan hayal ürünleri olduğu varsayımının geçerliliğini 

ortaya koymaya yetmez. Bilim için Tanrıların varlığına ya da yokluğuna 

ilişkin sorulara yanıt bulmak tümüyle imkânsızdır. Bu nedenle ateist ve 

teist varsayımlar eşit derecede bilim dışıdır ve her iki varsayım üzerine 

kurulan çalışmalar eşit derecede eksiktir. Uygun bilimsel yaklaşım 

agnostik görüştür. Din olgusunun sadece insani yönünü 

gözlemleyebildiğimiz için araştırmalarımızı dinin gerçek ya da hayali 

yapısına ilişkin varsayımları bir kenara bırakarak, sosyal bilimlerin bilinen 

yöntemleriyle yürütebiliriz. Bu yöntemle yürütülen çalışmalar bizi bilime 

götürecektir: çünkü ateist ya da teist varsayımlar inanç odaklıdır ve çoğu 

zaman kanıt sunmazlar”.

8

 Sosyal bilimciler bu agnostik varsayıma boyun 



eğmek zorunda olsalar bile inanmadıkları din olgusunun insani tarafını 

                                                 

7

 Phlipp Frank, Doğa Bilimlerinde Pozitivizm, çev. Yılmaz Öner, 2. Baskı, 



İstanbul 1999, s. 42–43. Russell, Karl Marx’ın düşüncesinin aksine “filozofun 

gerçek işlevi dünyayı değiştirmek değil, onu anlamaktır” diyerek filozoflarla, 

bilimsel çalışma yapanların görev alanlarının ve izlemeleri gereken yöntemlerin 

birbirlerinden farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamıştır. Russell’ın düşünce 

sisteminde içinde yaşanılan doğa; salt mantık ilişkileriyle birbirine bağlanan 

duyu verilerinin oluşturduğu bir bütündür. Burada Russell’ın, Viyana 

Çevresi’nin genel ilkesi haline gelen ‘sadece mantıkçı pozitivizm’ söylemiyle 

felsefeye yaklaşmakta olduğunu görmekteyiz. 

8

 Rodney Stark, Tek Gerçek Tanrı; Tektanrıcılığın Tarihsel Sonuçları, çev. 



Çiğdem Özüer, İstanbul 2005, s. 8–9. Bu anlamda Max Weber, din konusunda 

mutlak biçimde kararsız olduğunu, ancak “kendi kendimi titizlikle sorgulamam 

bana ne din karşıtı ne de dinsiz olduğumu gösterdi”  demektedir. William 

Swatos, Encylopedia of Religion and Society, Walnut Creek 1998, s. 548. 




 Tamer 

YILDIRIM 

 

45 

yakalamaları da pek olası değildir. Dini anlamak isteyen sosyal 

bilimcilerin dindar olması gerekli değildir; ancak inanç ve ibadeti bilimsel 

olarak inceleyebilmek için inançsızlıklarını bir kenara bırakmaları şarttır. 

E. Durkheim’ın 1914’te yapılan “Özgür Düşünürler” toplantısında 

söyledikleri bu görüşü destekler niteliktedir: “Bir özgür düşünür dinle 

inançlı biri gibi yüzleşmelidir. Dini konu alan çalışmalara dinsel bir 

duyguyla eğilmeyen birinin din hakkında söyleyecek hiçbir sözü olamaz. 

O, renkleri tanımlamaya çalışan kör bir adam gibidir”.

9

 Burada 


Durkheim’ın söylediği, dini konu alan çalışmalara dinsel bir duyguyla 

eğilmeyen birinin söyleyecek sözü olamayacağı değerlendirmesine 

Russell açısından değinecek olursak, onun içinde bulunduğu durum ve din 

hakkında söylemiş olduğu sözlerin değeri konusu hemen akla gelecektir. 

Fakat Russell, gençlik döneminde oldukça dindar bir kişi olduğunu ve 

dinin kendisi için matematik dışında her şeyden daha önemli olduğunu 

belirterek yaşamının bir döneminde bu duyguyu tecrübe ettiğini açıkça 

ifade etmiştir.

10

  

Fakat Rodney Stark’ın belirttiğinin aksine Mehmet Aydın bu 



noktada Tanrı’nın varlığına inanmakla, tanrılığını kanıtlamanın 

birbirlerinden farklı  şeyler olduğunu ve agnostisizmin haklı 

olabilmesi için aşağıdaki önermelerden birini kabul etmesi 

gerektiğini belirtmektedir. Aydın’a göre; 

a) Tanrı’nın hem var, hem de yok olduğunu gösteren bir takım 

ipuçları vardır.

 

b)    Tanrı’nın var ya da yok olduğunu gösteren hiçbir ipucu 



yoktur. 

Agnostik (a) şıkkını kabul etmez. Var derse teist, yok derse ateist 

olacaktır.  İkinci iddiayı da kabul edemez, çünkü bu takdirde kendi 

temelini yıkacaktır. Bu gibi çelişkilerden dolayı agnostisizm çok 

eleştirilere uğramış, hatta

 Tanrı inancına kesin bir cevap olmadığı ve dini 

araştırmalara bir yöntem oluşturmasının da yukarıda belirtilen 

                                                 

9

 Durkheim, The Elementary Forms of Religious Life, çev. Karen E. Fields, New 



York 1995, s. xvii, 195. 

10

 Bertrand Russell, İnsanlığın Geleceği, çev. Memduh Balaban, İstanbul 1964, 



s. 18. 


Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

46

nedenlerden dolayı tartışmalı olacağı belirtilmiştir.

11

 Dini inceleme 



araştırmalarda yöntem konusunda durum böyle iken, agnostisizmin 

ateizme giden yolda bir durak olması da tartışılır bir mevzudur, zira 

ateizm de teizm gibi bilimsel çıkarımdan çok bir inançtır. Agnostisizm ise 

bir dinden ziyade bir kavramdır. Agnostisizm Tanrı’nın olup 

olamayacağını bilemeyeceğimizi öngörür. Aslında Müslümanlar da 

Tanrı’nın varlığını bilmez, sadece var olduğuna inanırlar; burada 

bilmekten kasıt 

rasyonel 

düşünce sisteminde varlığın bilimsel yöntemlerle 

her an kanıtlanabilir olmasıdır. Yani, Tanrı’nın gerçek doğası, insanın 

kavrama alanının ötesinde olduğu için, bilinemez. Agnostiklere göre 

Tanrı’nın varlığının bilinemez olması zorunlu olarak O’nun yokluğunu 

iddia etmek, yani ateizm anlamına gelmemektedir. Zaten bu noktada 

agnostisizm ateizmden ayrılmaktadır. Çünkü agnostisizm ateizmi de 

reddeder.

12

 Tanrı’ya inanmak ya da inanmamak bir taraf tutma, tavır alma 



veya bir seçimdir. Agnostisizm taraf tutmaz. Bu bir anlamda da 

seçmemeyi seçmektir. Fakat geleneksel agnostisizmin Tanrı’nın 

varolduğu önermesini doğrulanabilir olmasa bile anlamlı bir önerme 

olarak gören bakış açısına karşın, söz konusu önermeyi doğrulanamadığı 

için aynı zamanda anlamsız bir önerme olarak gören ve reddeden mantıkçı 

pozitivistler de vardır. 

Russell da bu düşünürler arasındadır.

 

Russell’ın genel olarak düşünce sisteminin nasıl bir gelişim seyri 



gösterdiğini öğrendiğimizde onun böyle bir düşünceyi benimseme 

nedenleri daha iyi anlaşılacaktır. Tarihsel olarak bakıldığında Russell’ın 

düşünsel hayatının ilk safhasında idealizmin etkisi vardır. Fakat 1898’in 

sonundan itibaren, dostu G. E. Moore ile birlikte idealizme karşıt bir görüş 

benimsemiştir. 1900’de, İtalyan matematikçisi G. Peano, onu, yeni 

mantığın analitik gücü konusunda ikna etmiş, böylece mantığı 

geliştirmeye ve matematiği de mantığa indirgemeye çalışarak A. N. 

Whitehead ile birlikte, 1910–1913 arasında,  Principia Mathematica’yı 3 

                                                 

11

 Mehmet Aydın, Din Felsefesi, İzmir 1999, s. 211. Bu noktada agnostisizmin 



dini düşünce yönünden ele aldığında şu görülür ki,  dini tecrübede önemli nokta 

bu tecrübenin kognitif tarafıdır. Bu kognitifliğin olmayışı son tahlilde 

agnostisizm veya şüpheciliğe götürmektedir. Dilimizde Tanrı’ya referansta 

bulunmamıza imkân veren hiçbir unsurun olmadığını söylemek, bütün 

teologların agnostik olmaları sonucunu doğururdu. Yarattıklarına yarattıkları 

yoluyla kendini açmakla bizatihi Tanrı böyle bir agnostisizmin önünü 

kapamıştır. Şaban Ali Düzgün, Allah, Tabiat ve Tarih, Ankara 2005, s. 192–193. 

12

 Topaloğlu, a.g.e., s. 33. 




 Tamer 

YILDIRIM 

 

47 

cild halinde yayımlamıştır. Daha sonra bilimsel araştırmalarında kendini 

dil ve bilgi felsefesine adayan Russell, idealist felsefeden yeni realizme, 

oradan da mantıkçı atomculuğa yönelmiştir. Russell, mantıkçı atomculuğu 

da “Ele aldığınız her hangi bir konunun özüne varmak için tutunulacak yol 

çözümlemedir. Her şeyi çözümleyerek öyle bir yere gelirsiniz ki, orada 

artık çözümlenemez şeyler çıkar karşınıza.  İşte bunlar mantıksal 

atomlardır. Bunlara mantıksal atomlar diyorum, çünkü onlar artık madde 

değildir. Bunlara nesneleri meydana getiren idealar diyebiliriz” şeklinde 

açıklar.

13

 Yani bu kurama göre gerçekliği kavrayabilmek için, algı 



verilerinin ilk öğelerine değin gitmek gerekir. Bu yönüyle Russell’ın 

felsefi gelişimi, durağanlığın aksine sürekli değişim ve gelişim içinde 

olmuştur.

14

 Genel olarak bakıldığında Mantıkçı Atomculuk adını verdiği 



görüşün adeta İngiltere’deki temsilcisi konumunda olan Russell’ın 

cazibesi hem deneyciliği, yani dünya hakkındaki bütün bilgimizin 

deneyimlerden kaynaklandığı teorisini savunmasından, hem de mantığı 

matematik ve dile uygulamada öncülük etmesinden kaynaklanıyordu. 

Matematik-mantık bağlantısı onun öğretisinin temelini oluşturur. Hatta 

Hans Reichenbach, Russell’la tarihte ‘matematiksel mantıkçı’ yeni bir 

filozof türünün ortaya çıktığını belirtmiştir.

15

 Yukarıda da belirttiğimiz 



gibi mantıkçı pozitivizm tek bir bilim fikrini ortaya atıyordu ve bu 

düşünce okulunun amacı da böyle tek bir bilimin kurulmasıydı. Fakat 

bunun imkânı tartışmalı bir konuydu. 

Bu bağlamda Russell’ın Tanrı düşüncesine baktığımızda  şunu 

görürüz ki, Russell’ın Tanrı karşısındaki tutumu felsefi anlamda 

agnostiktir.

16

 F. C. Copleston’un kendisine sorduğu “Tanrı konusundaki 



tutumunuz ateist mi yoksa agnostik mi?” şeklindeki sorusuna ‘Benim 

tutumum agnostiktir”

17

  şeklinde cevap vermiş ve “Tanrı’nın var 



olmadığını kanıtlayabileceğimi iddia etmiyorum. Hıristiyan Tanrısı da, 

                                                 

13

 Bertrand Russell, Düşünceler, çev. S. Eyüboğlu, V. Günyol, İstanbul 1982, s. 



36, 37. 

14

 Nejat Bozkurt, Russell’ın zihinsel açıdan sürekli bir oluşum içinde 



bulunduğunu, bu yüzden de tutarlı ve olmuş ve bitmiş bir sistem kuramadığını 

belirtir. Nejat Bozkurt, Çağdaş Felsefeden Kesitler, İstanbul 1990, s. 144. 

15

 Hans Reichenbach, Bilimsel Felsefenin Doğuşu, çev. Cemal Yıldırım, İstanbul 



1981, s. 148. 

16

 Değerlendirme için bkz. Aydın Işık, Mutlu Bir Karamsardan Din Üzerine 



Russell, Ankara 2008, s. 219–220.  

17

 Bertrand Russell, Why I am not Christian?, London 1967, s. 138. 




Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

48

Mısır’ın, Babil’in veya Olimpos’un Tanrıları da var olabilir. Ancak bu 

varsayımlardan hiçbiri diğerinden daha geçerli değildir. Bu tür şeyler, 

bilgi alanının dışındadır ve bu yüzden onlardan herhangi birini ele almak 

gereksizdir”

18

 görüşünde olduğunu ifade etmiştir. Russell, 1947’de “Am I 



an Atheist or an Agnostic?” adıyla kaleme aldığı yazıda kendisinin 

agnostik mi, ateist mi olduğu tartışmasına değinerek kendisine dininin ne 

olduğu sorulunca bunu cevaplandırmanın zor olduğunu, ateist mi yoksa 

agnostik mi olarak nitelendirileceğini bilmediğini, ama filozof olarak 

tümüyle felsefi bir izleyici karşısındaysa kendisini agnostik olarak 

nitelendirdiğini, çünkü Tanrı’nın kesin olarak olmadığına dair bir delilinin 

bulunmadığını belirtir. Öte yandan, sokaktaki sıradan bir insana doğru 

izlenimi verebilmek için de ateist olduğunu, çünkü ilahi dinlerdeki 

‘tanrının yokluğunun ispatı yok’ demenin yanında bir de ‘Homerik 

tanrıların da yokluğunun ispatı yok’ diye de eklemesi gerektiğini belirtir 

ve  şöyle devam eder: “Homer’in tanrılarının gerçek olma olasılığını 

düşünmeyiz bile; ama size ‘Zeus, Hera, Poseidon ve diğerlerinin 

olmadığını ispatlamanız’ gibi bir görev verilse, bunu da yaparken zorluk 

çekeceksinizdir, çünkü böyle bir ispat yoktur. Bu açıdan felsefi bir 

dinleyici kitlesine agnostik olduğumu söyleyeceğim, ancak popüler olarak 

birçoğumuz ateist olduğunu söyleyecektir”.

19

 Russell’ı ateist olarak 



değerlendirenlerin temel çıkış noktası da genel bir değerlendirme olan 

“Eğer Tanrı’ya inanmıyorsanız, ateistsinizdir” çıkarımıdır. Dini 

metinlerden hareketle meseleye yaklaştığımızda sonuçta ateizmle 

agnostisizmin aynı  şekilde değerlendirilebileceğini, ama kavramlara 

felsefi düşünüş açısından yaklaştığımızda içerik olarak farklı şeyleri ifade 

ettiğini belirtmek zorundayız. Russell bu yazısının ‘Skeptisizm’ kısmında 

ise “Hıristiyan Tanrısı ile Homerik tanrıların var olmaları arasında 

tamamen aynı derecede bir olasılık vardır. Bu ikisinin de olmadığını 

ispatlayamam, ancak var olma ihtimallerini ciddi ciddi göz önüne almaya 

değer birer alternatif olarak görmüyorum. Buna mukabil bu çizgideki bir 

yaklaşım dâhilinde ateistim diyeceğim” demektedir. Sadece bu kısma 

baktığımızda ateist diye kendini niteliyor diyebiliriz. Fakat gerek yazının 

                                                 

18

 a.g.e., s. 46.  



19

 Bertrand Russell, Sceptical Essays, London 1928, 149–150. John G. Slater, 



Bertrand Russell, Bristol 1994, s. 90. Bayram Dalkılıç, Russell’ın agnostik değil 

ateist olduğunu savunur. Bkz. Bayram Dalkılıç,  Bertrand Russell Yirminci 



Yüzyılda Bir Ateist Düşünür,  Konya 2000, s. 127–130.  


 Tamer 

YILDIRIM 

 

49 

baş tarafındaki ifadelerine ve gerekse 3 Kasım 1953 yılında  American 

Look dergisinde yayınlanan “What is an Agnostic?” adlı makalesinde dini 

düşünce açısından durumunu açıkça ifade ettiğini görmekteyiz. Bu yazıda 

agnostik kelimesini tanımlarken, “bir agnostik, Tanrı ve dünya ötesi 

yaşam hakkında doğruyu bilmenin imkânsız olduğunu düşünür” der ve 

devamla, ‘agnostikler ateist midir?’ şeklinde bir soru sorar ve bu sorusuna 

cevap arar. Ona göre bir ateist, bir Hıristiyan gibi, Tanrı’nın var olup 

olmadığını bilebileceğini düşünür. Teist, Tanrı’nın var olduğunu, ateist ise 

var olmadığını söyler. Agnostik ise böyle sonuca bağlanamayacak 

metafizik bir konuda onay ya da inkâr anlamında herhangi bir şey 

söylemez. Tanrı var veya yok olabilir; bu bir agnostiğin ilgileneceği konu 

değildir. Ama bir agnostik Hıristiyan da, kendi tanrısının Olimpos tanrıları 

kadar olasılıksız olduğunu düşünebilir ve bu konuya yaklaşımı açısından 

pratikte ateistlerle birdir.

20

 Yani kendisinin agnostik olduğunu kabul eden 



Russell’a göre agnostisizm, ateizmden farklı, ancak ondan uzak değildir. 

Çünkü agnostisizm, ateizm gibi metafizik fenomenleri kendisine bir 

problem alanı olarak benimsemez; teizmin Tanrı’nın varolduğunu kabul 

edip ispata çalıştığı gibi, ateizm de Tanrı’nın varolmadığını kabul etmekte 

ve ispata çalışmaktadır. Ateizm olumsuz anlamda da olsa bir inançtır. 

Hâlbuki agnostisizm, bu tür metafizik konularla ilgili olarak, lehte veya 

aleyhte herhangi bir şey söylemez ve metafizik şeyler konusunda da bir 

inanca sahip değildir.

21

  

Agnostik olmanın aslında önemli nedenleri vardır. Zira Tanrı’nın 



varlığını bilmiyorsak neden varlığından bahsedelim? Neden varlığını 

bilmediğimiz bir şeyi olumlama ya da olumsuzlama yoluna gidelim? 

Çünkü söylemlere baktığımızda ateist veya teist aslında Tanrı hakkında 

bildiklerinden daha fazlasını söylemektedirler. Her ikisinin de olgusal 

anlamda kanıtları yorumsaldır. Bir ateist Tanrı’nın olmadığını aslında 

bilimsel anlamda bilemez. Teist için de durum aynıdır. Yani inançsızlık 

                                                 

20

 Bertrand Russell, “Why is an Agnostic?”, The Basic Writings of Bertrand 



Russell, edt. Robert E. Egner ve Lesterr E. Denonn, London, 1962, s. 577. 

Russell bir söyleşisinde ise farklı pek çok dinin kabul ettiği tanrıların 

varolabileceğini, bunun tersini tanıtlamaya gücü yetmeyeceğini belirtir. Bertrand 

Russell, İnsanlığın Geleceği, çev. Memduh Balaban, İstanbul 1964, s. 20. 

21

 Osman Elmalı,  Bertrand Russell’da Ahlak Felsefesi,  İstanbul 2005, s. 26, s. 



189. 


Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

50

bir bilgi değildir; tabi bu durum olayın tersi içinde geçerlidir. Çünkü bilgi 

olduğunda inanmak ya da inanmamak gibi bir durum söz konusu olmaz.  

Russell’ın agnostisizmi savunmasının en önemli sebeplerinden biri 

ise kesin kabullerin insanın düşünme melekesini körelttiği, insanın 

bilimsel bir ruh kazanmasını engellediği  şeklindeki değerlendirmesidir. 

Bundan dolayı Russell, bilimsel düşünceyi etkileyen zihinsel araştırmadan 

geçmeyen her türlü kabulü zararlı olarak görür.

22

 Çünkü bilginin tek 



kaynağı olan bilim, Tanrı’ya ya da ölümsüzlüğe inanmak için hiçbir 

dayanak getirmez. Hatta felsefenin bile bilimsel olması gerektiğini, 

filozofun da bilimsel bir ülkü taşıması gerektiğini, etkinlik alanının 

yalnızca bilimsel olarak incelenebilen sorunlara uzanması gerektiğini 

belirtir. Russell’a göre felsefi düşüncede bulunması gereken bazı 

özellikler vardır. Bunlar eleştiri, her türlü önyargıdan uzak olma, bilgiyi 

amaç edinme ve şüpheciliktir. Russell, hiçbir şeyden emin olunmaması, 

insanın içinde her zaman biraz şüphe bulunması gerektiğini düşünür ve 

felsefedeki şüpheciliği vazgeçilemez bir yöntem olarak görür.  

Ludwig Wittgeinstein’ın felsefeye karşı felsefi bir tavır olarak ileri 

sürdüğü “Tractatus Logico–Philosophicus”un meşhur yedinci ve son 

aforizması “Üzerinde konuşamadığımız  şeyler konusunda susmalı!”

23

 

sözü adeta Russell’ın din ve onunla alakalı konulardaki tavrını 



özetlemektedir. Zaten Mantıkçı Atomculuğu savunan bir düşünürün felsefi 

anlamda ateizmi savunması mümkün değildir. Çünkü bu, savunmuş 

olduğu görüşün temelleriyle çeliştiği anlamına gelir ki, Russell gibi 

dikkatli ve eleştirel zihne sahip olan bir düşünürün böyle bir hataya 

düşmesi beklenemez. Dolayısıyla düşünsel anlamda Russell’ın bir 

agnostik olduğunu, ama günlük hayatta Tanrı yokmuş gibi hareket ettiğini 

söyleyebiliriz.  

 

 



 

 

 

 

                                                 

22

 Bertrand Russell, Eğitim ve Toplum Düzeni, çev. Nail Bezel, İstanbul 1969, s. 



88–91. 

23

 Ludwig Wittgenstein, Tractatus Logico–Philosophicus, trans. Charles Kay 



Ogden, New York 2005, s. 189. 


 Tamer 

YILDIRIM 

 

51 



KAYNAKÇA 

 

AYDIN, Mehmet. Din Felsefesi. 8. Basım.  İzmir:  İ.İ.F.V. Yayınları, 

1999. 

BENEDİCT, Gerald. “Agnostisizm maddesi”, The Watkins Dictonary of 



Religions and Secular Faiths. London: Watkins Publishing, 2008.  

BOZKURT, Nejat. Çağdaş Felsefeden Kesitler.  İstanbul: Sosyal 

Yayınları, 1990. 

DALKILIÇ, Bayram. Bertrand Russell Yirminci Yüzyılda Bir Ateist 



Düşünür.  Konya: Kendözü Yayınları, 2000. 

DURKHEİM, E. The Elementary Forms of Religious Life. çev. Karen E. 

Fields. New York: The Free Press, 1995. 

DÜZGÜN,  Şaban Ali. Allah, Tabiat ve Tarih. Ankara: Lotus Yayınları, 

2005. 

ELMALI, Osman. Bertrand Russell’da Ahlak Felsefesi.  İstanbul: Ataç 



Yayınları, 2005. 

ERDEM, Hüsamettin. Bazı Felsefe Problemleri. 2. Baskı, Konya: Hü-er 

Yayınları, 2009. 

FRANK, Phlipp. Doğa Bilimlerinde Pozitivizm. 2. Baskı. çev. Yılmaz 

Öner. İstanbul: Spartaküs Yayınları, 1999. 

HİLL, Daniel J., Rauser, Randal D., Christian Philosophy A-Z, Edinburgh: 

Edinburgh University Press, 2006. 

IŞIK, Aydın. Mutlu Bir Karamsardan Din Üzerine Russell. Ankara: Lotus 

Yayınları, 2008. 

KELENBERGER, James. “İmanın Üç Modeli”, der. ve çev. Temel 

Yeşilyurt. Dinin Bilginin İmkânı. İstanbul: İnsan Yayınları, 2003. s. 

213–236. 

KENNY, Anthony. The Unknown God: Agnostic Essays. London: 

Continuum Press, 2004. 

MEPHERSON, Thomas. Philosophy and Religious Belief. London: 

Hutchiman, University Library, 1974. 

ÖZCAN, Zeki. “Özel Sözlük, Agnostisizm”. Frédérick Ferré, Din Dilinin 

Anlamı: Modern Mantık ve İman, çev. Zeki Özcan. Bursa: Alfa 

Yayınları, 1999. s. 219–228.   




Ateizm mi Agnostisizm mi?: Bertrand Russell’ın Tercihi 

 

52

PLANTİNGA, Alvin. “Agnosticism”, A Companion to Epistemology. ed. 

Jonathan Dancy ve Emest Sosa. Madlen: Blackwell Publishing, 

2006. 

REİCHENBACH, Hans. Bilimsel Felsefenin Doğuşu. çev. Cemal 



Yıldırım. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1981. 

RUSSELL, Bertrand. Düşünceler. 4. Basım. çev. S. Eyüboğlu, V. Günyol. 

İstanbul: Say Yayınları, 1982. 

RUSSELL, Bertrand. Eğitim ve Toplum Düzeni. çev. Nail Bezel. İstanbul: 

Varlık Yayınları, 1969. 

RUSSELL, Bertrand. İnsanlığın Geleceği. çev. Memduh Balaban. 

İstanbul: Ataç Kitabevi, 1964. 

RUSSELL, Bertrand, Neden Hıristiyan Değilim, çev. Ender Gürol. 

İstanbul: Varlık Yayınları, 1966. 

RUSSELL, Bertrand. Sceptical Essays. London: George Allen ve Unwin 

Ltd., 1928. 

RUSSELL, Bertrand. “Why is an Agnostic?”, The Basic Writings of 



Bertrand Russell. 2. Basım. edt. Robert E. Egner ve Lesterr E. 

Denonn. London: George Allen ve Unwin Ltd., 1962. 

RUSSELL, Bertrand. Why I am not Christian?. London: George Allen ve 

Unwin Ltd., 1967. 

SLATER, John G.. Bertrand Russell. Bristol: Thoemmes Press, 1994. 

STARK, Rodney. Tek Gerçek Tanrı; Tektanrıcılığın Tarihsel Sonuçları

çev. Çiğdem Özüer. İstanbul: Literatür Yayınları, 2005. 

SWATOS, William. Encylopedia of Religion and Society. Walnut Creek, 

CA: AltaMira Press, 1998. 

TOPALOĞLU, Aydın.  Tanrıtanımazlığın Felsefi Boyutları Teizm Ya da 



Ateizm. İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2001. 

WİTTGENSTEİN, Ludwig. Tractatus Logico–Philosophicus. trans. 

Charles Kay Ogden. New York: Routledge, 2005.

  

 



   

 

 



 

 

 




Yüklə 92,43 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.genderi.org 2023
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə